TARİHİN LABİRENTLERİNDE (Sabetayistler'in peşinde)

TARİHİN LABİRENTLERİNDE (Sabetayistler'in peşinde)

Sabetayistler... Türkiye'nin gündeminden düşmeyen ama gündemine de bir türlü gelmeyen bir tabu. Dini kesimin yıllarca gizliden açığa yükselen bir dalga ile sövdüğü, en son Yalçın Küçük'ün kitaplarında enine boyuna "haşladığı" bir tabu. İşte o tabu şimdi Soner Yalçın'ın kitabında yıkılıyor.
Bir tarikat, bir din ya da hiç oluşmamış bir oluşum... Soner Yalçın, son kitabı "Efendi"de Sabetayist bir ailenin Evliyazedeler'in hayatını inceleyeceğini söylediğinde, açık söyleyeyim, ben de bugüne kadar Sabetayistler'in ele alınış şeklinden ürküp "Sen de mi" tepkisini gösterdim. Hatta uzun süre bu konu üzerine tartıştık. Ta ki kitap bitene, ben okuyana kadar.
Sabetayistler bugüne kadar biraz da işin doğası gereği Türkiye'de gizlendiler. Eleştiriler karşısında genelde bir inkâr ve hep bir savunma halindeydiler.
Sabetayistler, ilk kez son Osmanlı ve ilk cumhuriyet yıllarındaki rolleri, demokratik kültüre katkıları ve birbirleri arasındaki kapalı dayanışma açısından anlatıldığı komplekssiz bir çalışmada ele alınıyor.
Türkiye'de bugüne kadar Fethullahçı'sından, Müslümanlığın her türlü yönelişine kadar pek çok konu tartışılmış, tarihi ve bugünkü perspektiften olumlu olumsuz yanları işlenmişken, Sabetayistler'i bunun dışında tutmak gerçekten anlamsız. Soner Yalçın'ın özel sohbetlerimizde dediği gibi "Türkiye'nin oluşumuna bu kadar katkısı olan ve devletin üst yönetiminde ve burjuvazisinde yani gerçek 'Beyaz Türkler'in saflarında son yıllarda azalsa da Sabetayist ailelerin etkilerini görmezden gelmek çağdışı bir zihniyet."
Akrabalık ilişkileri, düşünce akımlarındaki rolleri, İttihat Terakki çizgisi, Selanik kökenli oluşları ve birbirlerini bir örgüt bağlılığında tutmaları, kollamaları ile Türkiye Cumhuriyeti'nin bu gizli "dini" ilk kez tarihi bir perspektiften anlatılıyor.
Evliyazadeler, tarihin tozlu sayfalarında bugün unutulsa da bir zamanlar o sayfaları yazan kahramanları içinden çıkarmış bir aile... Akraba evliliğinin bedelini fiziksel ve ruhsal kayıpları ile ödemiş ve bugün nerede ise köşesinde inzivaya çekilmiş bir aile.
Soner Yalçın, dipnotlarından neredeyse yeni bir kitabın çıkartılabileceği "Efendi" kitabında pek çoğunu yakından tanıdığımız isimlerin bu aile ilişkisini ve elbette birbirleriyle kendilerinin bile fark etmediği akrabalıklarını yazmış.
Niyetim size kitabı uzun uzun anlatmak değil. Efendi'nin en ilginç yanı, renkli dipnotları. O yüzden sadece dipnotlarından yola çıkıp Efendi'de yer alan "Beyaz Türkler"in ilginç akrabalıklarına şöyle bir değinelim isterseniz.

ADNAN MENDERES İLE EMRE KONGAR VE GÜNDÜZ VASSAF AKRABA
Adnan Menderes'in halasının kızı Güzide Filibeli, Nihat (Anılmış) Paşa ile evliydi. Çiftin iki oğlundan biri olan Fuat, Emre Kongar'ın halası Perihan Hanım ile evlendi.
Adnan Menderes'in halası Sacide Hanım'ın oğlu Kenan Akmanlar'dı. Kenan Akmanlar'ın eşi Lütfiye, Prof. Emre Kongar'ın halasıydı. Adnan Menderes'in çocukluk arkadaşı da Edhem Vassaf'tır. SHP'nin Aydın teşkilatlanmasında görev yapan ve milletvekili de olan Edhem Vassaf'ın oğlu gazeteci Gündüz Vassaf'tır. Edhem Vassaf, Mustafa Kemal Atatürk'ün halası Nimet Hanım'ın torunu Münire Hanım'ın oğludur. Mahzar Osman'ın da asistanlığını yapmıştır.

MUSTAFA KEMAL VE MENDERES BACANAK OLACAKTI
Evliyazade Naciye Hanım'ın kızı Berin, Adnan Menderes ile evlendi. Diğer kızı Güzin ile Mustafa Kemal Atatürk evlenebilseydi Adnan Menderes ve Atatürk bacanak olacaktı. Mustafa Kemal ve Latife Hanım'ın evliliği Mustafa Kemal'i Adnan Menderes ile akraba yaptı. Adnan Menderes'in halasının eşi Ahmed Hamdi Efendi, Uşakizade Hacı Ali Efendi'nin kızının çocuğuydu.

KOÇ AİLESİ
İzmir'in önemli ailelerinden biri de Giraud Ailesi'ydi. İzmirli Evliyazade Ailesi ile iş ortaklığı da yapan Giraud'ların kızlarından biri olan Caroline, Vehbi Koç'un torunu Mustafa Koç ile evlendi. Mustafa Koç'un annesi Çiğdem Meserretçioğlu da İzmirli'dir. Onun kardeşi Güldem Hanım, İpragaz'ın sahibi Yücel Kurttepeli ile evlidir. Çiğdem Hanım'ın dayısı ünlü armatör Kemal Sadıkoğlu'dur. Kemal Sadıkoğlu'nun kızları ünlü isimler ile evlenmiştir. Varlık Hanım, Alp Yalman'la, Berna Hanım Feyyaz Toker'la, Rabia Hanım Çapamarka'nın sahibi Vecdi Çapa'yla, Esin Hanım ise Yılmaz Çetiner ile evlidir.
Çiğdem Meserretçioğlu, Rahmi Koç'tan ayrıldıktan sonra Rahmi Koç'un anne tarafından kuzeni Haldun Simavi ile evlendi.

SARAYDAN EVLİYAZADELER'E GELEN GELİN VE BÜLENT ECEVİT
Sadrazam Ahmet Tevfik Paşa'nın oğlu İsmail Okday Paşa, ilk evliliğini Sultan Vahdettin'in kızı Ulviye Sultan ile yaptı. Bu evlilikten Hümeyra Sultan doğdu.
Ulviye Sultan ve İsmail Okday Paşa boşandı. İsmail Okday Paşa ikinci evliliğini Ferhande Hanım ile yaptı. Ferhande Hanım, Bülent Ecevit'in annesi ressam Nazlı Hanım'ın teyzesidir. Sultan Vahdettin'in torunu Hümeyra Sultan'ın kızı Hanzade, ikinci evliliğini Refik Evliyazade'nin torunu Mustafa Yılmaz'ın oğlu Osman Refik Evliyazade ile yaptı. Böylece çok uzaktan da olsa Bülent Ecevit de Evliyazadeler ile akraba oluyordu. Hanzade'nin eşi Osman Refik Evliyazade ilk evliliğini Margo adında bir hanımla yapmıştı. Hanzade onun ikinci evliliğiydi.

KEMAL DERVİŞ - YILDIZ KENTER
Fatin Rüştü Zorlu'nun özel kalem müdürü Ziya Tepedelen de Evliyazade Ailesi'ne mensuptu. Gülsüm Evliyazade'nin torunun kızı Leyla'nın ilk eşiydi. Çocukları ise diplomat Kenan Tepedelen. Soyları Tepedelenli Ali Paşa'ya dayanmaktadır. Kemal Derviş, 25 Haziran 2001 tarihinde Hürriyet Gazetesi'ne verdiği röportajda anneanne tarafından Tepedelenli Ali Paşa'nın akrabası olduğunu yazmaktadır. Kenan Tepedelen, Ahmet Naci - Olga Cynhtia Cuthbert'in kızları Yıldız Kenter'in kızı Leyla ile evlendi.

FATİN RÜŞTÜ ZORLU
Fatih Rüştü Zorlu, Tevfik Rüştü Aras'ın kızı Emel ile Mustafa Kemal Atatürk'ün huzurunda evlendi. Tevfik Rüştü Aras'ın Rodos'tan akrabası ve Eski CHP Milletvekili - İş Bankası Yönetim Kurulu üyesi olacak Atıf Bayındır, Emel ve Fatin çiftinin evlenmesine aracılık eden kişidir. Bayındır, Fatin ve Emel Zorlu'nun kızları Sevin Hanım, Erden Yener ile evlendi. Çiftin bebeğini dünyaya getiren kişi Dr. Fahri Atabey'di. Dr. Atabey, Yassıada'da görülen Adnan Menderes'in Bebek Davası'nda tanıklık yapmıştı.
31 Mart Ayaklanması sonrasında Başyaver Müşir İbrahim Rüştü Paşa eşi Güzide ile Midilli'ye sürgüne gitti. Çiftin sürgünlüğü daha bebekken tadan oğulları ise gün gelecekte dışişleri bakanlığı da yapacak Fatin Rüştü Zorlu idi.
Zorlu Ailesi'nin anlatımına göre Fatin Rüştü Zorlu'nun annesi Güzide Hanım'ın babası Hüseyin Rıfkı Paşa ile Gazi Osman Paşa akrabaydı. Gazi Osman Paşa için yazılan Plevne Marşı 27 Mayıs'a doğru değiştirildi. Şöyle oldu: "Olur mu böyle olur mu, Kardeş kardeşi vurur mu, Kahrolası diktatörler,Bu dünya size kalır mı?" diye dillerde dolaşmaya başlamıştı. Gazi Osman Paşa'nın torunu Fatin Rüşü Zorlu, dedesi için yazılmış marşla idam edilmiş oluyordu. Fatin Rüştü Zorlu'nun anne tarafından dedesi Hüseyin Rıfkı Paşa İkinci Mahmud döneminde, 1827'de eğitim için Fransa'ya gönderilen dört öğrenciden biriydi. Fatin Rüştü Zorlu'nun annesi Güzide Hanım'ın kardeşi Vefik Bey'in kızı Mualla (Eriş) yönetmen Faruk Kenç ile evlendi. Faruk Kenç ikinci evliliğini Belgin Doruk ile yaptı.


Bir "garip" arkadaşlık... Adnan ile Ethem

Adnan hasta, Ethem başında. Adnan ve Ethem aynı çiftlikte yaşıyor. Adnan, Ethem'in soyadını alıp Adnan Menderes oluyor. Adnan'ın karısı Ethem'i hiç sevmiyor. Birlikte savaşa gidiyorlar. Birlikte terhis oluyorlar. Adnan başbakanken, Ethem İçişleri Bakanı olup eleştirilere göğüs geriyor. Ve dedikodular var! Adnan bir ara söylentiler yüzünden çiftlikten ayrılıyor... Ama... Ama sonra dönüyor. "Garip" arkadaşlık, gerçekten "garip"!
Bilmem hatırlar mısınız, Tarık Akan ile Fikret Hakan'ın başrolünü oynadığı, televizyonlarda da defalarca gösterilen bir film vardır. İki amelenin arkadaşlığını anlatır. Filmin bir yerinde Fikret Hakan onca yokluk içinde ne kadar iyi arkadaş olduklarının altını çizmek için şöyle bir cümle sarfeder: "Ne biçim arkadaşız be! arkadaştan da öte..."
Nitekim vardır böyle arkadaşlıklar. Arkadaştan da öte durumlar.
Sizlere bunlardan bir tanesini anlatmak istiyorum. Aranızda bilenler de vardır ama ben yeni öğrendiğim için ilginç geldi. Bu "ilginç" arkadaşlığın hikâyesi, Soner Yalçın'ın yeni kitabı "EFENDİ BEYAZ TÜRKLERİN BÜYÜK SIRRI"nda yer alıyor ki bu SIR'a ve kitaba önümüzdeki günlerde enine boyuna değineceğiz.
Bu iki iyi arkadaşın adları Adnan Menderes ve Ethem Menderes. Soyadlarının aynı olması aklınızı karıştırabilir ama baştan söyleyeyim akraba değiller. Ama "arkadaştan da öte..." bir durum söz konusu. "Efendi"de bu dostluk bakın nasıl anlatılıyor.

SAVAŞTA İKİ "ARKADAŞ"
Adnan ile Ethem... Her ikisi de İzmirli. Okuldan arkadaşlar. Ama asıl dostlukları anlatılanlara göre askerde "pekişiyor." Birinci Dünya Savaşı yıllarında her ikisi de Erenköy Talimgâh'ta askerliklerini yapıyorlar. Bu sırada beraber geziyorlar, dertleşiyor, fotoğraflar çektiriyorlar.
Mondoros Mütarekesi'nin ardından terhis edilen iki yakın arkadaş (Ali) Adnan ile Ethem, askerlik sonrası 1920'li yılların sonlarında beraber Çakırbeyli çiftliğine yerleşirler. Çiftlik yaşamı iki şehirli genç için kolay değildir. Belinde silah taşımak yerine eğitim görmüş bu iki ağaya, çiftliğin üç kuşaktır kâhyalığını yapan Memişoğlu Mehmet yardım eder.
Yine de çiftlikte şartlar çok iyi değildir. Adnan çok geçmeden "Tropika" yani zehirli sıtmaya yakalanır.
Ethem yanındadır. Ege'yi işgal eden İtalyanlardan yardım ister.
İtalyan komutan Kapitana Moro, çiftliğe doktor olmadığı için eczacısını gönderir. Önce kinin verilir ama Adnan ağırlaşınca Çine'deki İtalyan Enfirma birliğine götürülmesi tavsiye edilir. Bir at arabası ile Ethem, Adnan'ı altı saatlik bir araba yolculuğu sonucu Çine'ye götürür. İtalyanlar yardım etmek için ellerinden geleni yaparlar ama durumu ağırlaşır. Ardından Adnan'a bir Türk doktor yardımcı olur ve yazılanlara bakılırsa bir Yeşilçam filmindeki gibi mucizevi şekilde Adnan iyileşiverir. Ethem tüm bu süreçte Adnan'ı hiç yalnız bırakmamıştır. Beraber çiftliğe dönerler.

AY YILDIZ ÇETESİ
"Adnan Menderes'in hayatını kaleme alanlar nedense hep böyle büyük senaryolara ihtiyaç duymuşlar" diyor Soner Yalçın, Efendi'de...
Bunlardan bir tanesi de Çakırbeyli Çiftliğinde kurulmuş olan Ay Yıldız Çetesi. Çetenin kurucuları elbette Adnan ile Ethem. Garip olan, Demokrat Partili yıllarda bir dönem tefrikalar halinde yayınlanan bu çetenin "kahramanlık" faaliyetleri, nedense İzmir ve çevresiyle ilgili başka kaynaklarda hiç yer almıyor. Yalnızca 1951 yılında Demokrat Parti milletvekili olan Ali İhsan Sabis'in beş ciltlik hatıralarında yer alıyor. "Harp Hatıralarım" adlı kitaba bakarsanız, Adnan ile Ethem Kurtuluş Savaşı'nda "düşmana karşı" omuz omuza mücadele vermişler. Oysa Efendi'de önemli bir noktanın altı çiziliyor. Ali İhsan Sabis, aslında Malta'da sürgün olarak bulunuyor. Ne zamana kadar dersiniz? 27 Eylül 1921'de Anadolu'ya dönene kadar. Soner Yalçın, o döndüğünde zaten İtalyanların Anadolu'dan ayrıldığının altını çiziyor.
Neyse size kitabı anlatmak yerine bu "arkadaştan da öte..." dostluğun izini sürmeye devam edelim.
Sakarya'da Yunanlılara karşı kazanılan zaferin ardından Büyük Taarruz hazırlıkları başlamış ve iki kadim arkadaşa da Ankara'nın kesin ve net askerlik çağrısı ile kışla yolları gözükmüştü. Adnan ile Ethem, orduya yeni katılan 2020 subaydan ikisi oldular. Adnan, süvari birliğinde göreve başladı. Ama yine hastalandı. Bu sefer karaciğeri iltihap kapmıştı. Bir süre yatarak dinlenmek zorunda kaldı. Ardından tekrar Söke'ye gönderildi.
5 Nisan 1921'de İtalyanlar bölgeden çekilmek için son hazırlıklarını yaparken, Türklerle iyi geçinen İtalyan komutana veda ziyaretine gelenler arasında iki dost da vardı: Adnan ile Ethem...
İtalyan komutan, bu iki gencin modern görünümüne hayran kalmış, üstelik birinin hayatını da kurtarmıştı. 9 Eylül 1922'de Türk ordusu İzmir'e girince Adnan da Kordon'daki sansür şubesinde tercümanlık yapmaya başladı. Elbette Ethem de arkadaşını yalnız bırakmamıştı.

OLMAZ DEMEYİN!!! ADNAN,  ETHEM'İN SOYADINI ALIYOR
Savaş sonrasında Adnan ile Ethem yine Çakırbeyli çitliğinde yaşamaya başladılar. Bir dedikodu yüzünden bir dönem Adnan çiftlikten zorunlu olarak uzak kalsa da yeniden döndü. Berrin Hanım ile evlendi. Ethem de evlendi...
21 Haziran 1934'de TBMM'den çıkan soyadı kanunu ile iki yakın arkadaş kendilerine yeni soyadları seçtiler: Ali Adnan ERTEKİN ve Ethem MENDERES.
Ancak iki yıl sonra garip bir şey oldu. Ali Adnan ERTEKİN, Ethem ile aynı soyadı taşımak istedi ve mahkemeye başvurup soyadını değiştirdi. O artık Adnan Menderes'ti. Adnan ile Ethem MENDERES.
Bu konuda yorumlar muhtelif...
"Neden böyle bir soyadı değişikliğine gerek görüldü?" sorusu bugüne kadar kimse tarafından sorulmamış.
Ancak "Efendi" kitabına bakarsanız, o yıllarda evlenmiş olan Adnan Menderes'in eşi Berrin Menderes ile Ethem'in arasındaki soğukluğun en büyük nedeni bu soyadı meselesiydi.
Bu arada Ethem de bir başka jest yapıp doğan çocuğuna en yakın arkadaşı Adnan'ın adını verdi.

DEMOKRAT PARTİ'DE DE BERABERLER
Berrin Menderes, Ethem'e karşı olumsuz duygularını hiç saklamasa da Adnan ile Ethem'in arasına da hiç giremedi. DP iktidara geldiğinde Ethem Menderes de Aydın'dan milletvekili olarak meclise girdi. Ardından Adnan başbakanken, Ethem Menderes İçişleri Bakanlığı görevini yapmaya başladı.
1954 seçimlerinden sonra Adnan Menderes başbakanken, Ethem Menderes bu sefer Savunma Bakanlığı görevindeydi.
Ethem Menderes, teşkilattan ya da muhalefetten Adnan Menderes'e yönelik tüm saldırılarda kendini siper etmekten hiç sakınmadı. Ama bunun yanı sıra Adnan Menderes'e karşı sesini yükseltebilen tek isimdi. Bir ara başkanı olacağı Türkiye Jokey Kulübü'ne de o yıllarda üye oldu.

ADNAN'I İDAMA ETHEM UĞURLADI
27 Mayıs darbesi pek çok hayatı altüst etmiş ama ikilinin dostluğunu bozamamıştı. Yassıada'da kalanlar arasında Adnan Menderes ile birlikte Ethem Menderes de vardı. Tüm yargılama sürecinde de beraberdiler.
Hatta Adnan Menderes asılmadan bir gün önce intihar etmeye kalkınca, ziyaretine adanın komutanı Tarık Güryay ile birlikte Ethem Menderes de gelmişti.
İkisi de idam kararının birkaç saat içinde uygulanacağından haberdar değillerdi. Eski günlerden konuşmaya başladılar. Adnan Menderes, kurtulursa Çakırbeyli çiftliğine gidip Çine Çayı'nın kenarında bulunan söğüt ağaçlarının altında oturacağını ve bir daha siyasetle ilgilenmeyeceğini söyledi yakın arkadaşı Ethem'e...
Sıcak sohbeti Tarık Güryay böldü. Tedavisi için Deniz Hastanesi'ne götürüleceğini söyledi Adnan Menderes'e...
Adnan'ın hazırlanmasına Ethem yardım etti.
Adnan ile Ethem son kez işte o hücrede karşılaştılar ama vedalaşamadan ayrıldılar. Adnan Menderes'i götüren vapur Deniz Hastanesi'ne değil İmralı'ya gitti... Sonrasını sanırım biliyorsunuz... 

Cüneyt Özdemir, Haftalık, 15.05.2004

Yorum Yaz